RSS
İletiler
Yorumlar

Babalar gününe baba olma ümidiyle girebilirsiniz. Detaylar için lütfen resme tıklayınız.Sağlıklı Spermlerle Babalık Şansı

Aşırı kilo sperm kalitesini azaltıyor

Aşırı şişman erkeklerde, sperm kalitesinin düşük olma olasılığının daha fazla olduğu ortaya çıktı. Fertility & Sterility Dergisi’nde yayımlanan araştırma için Danimarka’da bin 600 erkek denek olarak kullanıldı. Araştırmaya göre aşırı zayıf erkekler de aynı sorunla karşı karşıya kalıyor. Aşırı zayıflarda sperm sayısının normal kilodakilere göre yüzde 28.1, sperm konsantrasyonununsa yüzde 36.4 daha az olduğu tespit edildi.

yeni yeni yeni

Kollarımda Bahadır Selim daha 2,5 aylık ama bana daha büyük gibi geliyor. Çünkü ben onu mm lik halini biliyorum. O zamandan beri yaşatıyorum sevgisini ,çoskusunu,heycanı içimde tadıyorum.Benimoğlum bir tedavi sonucu oldu. Senelerdir,uğraşıyorduk. Ama yalnış şekillerde maddiyatınızdan meneviyatınızdan daha da önemlisi ümidimizi de götürdü o tedaviler. Şimdi ise doğru teshis ,azim ve gayretle benim bıkmam doktorumun ümit var konuşmasıyla kollarımda bir oğlum var.
Aslında bizim olayımız hiç çocuğu olmayan aileler gibi değil çünkü bizim 14 yaşında bir kızımız var E o zaman niçin bu kadar uğraştınız diyeceksiniz. Ailecek unuttuğumuz duyguları yeniden yaşamak istiyorduk. Bebeğimizin büyüdüğünü , serpildiğini diş çıkarmasını ,yürümesini,konuşmasını o çoşkuları yaşamak istiyormusun. Bu istediklerimize kavuştuk.
Evladımıza baktıkça çektiğimiz sıkıntıları düşünüp iyiki pes etmemişiz diyoruz. En son 4 saatlik şeker tahlilimi yaptırdığımda ağlayarak evime gittim. O ruh haliyle Murat Bey i aradığımda sıkıntılarımı anlattığımda cevap alarak sonuca ulaşmak için gayret edicez yarıda bırakırsan çocuğunu nasıl kollarına alır seversin diyor bana ütopya gelen sözler söylüyordu.
Evet şimdi kolarımda öpüyorum,seviyorum,kokluyorum ve o konuşmalarımız aklıma geliyor (ama Murat Bey ne kadar diyet yapacağım nasıl bu tahlilleri yaptıracağım ) sona ulaşana kadar .
İşte sonuç doğru teşhis doğru tedavi ve motivasyon hayallerimiz gerçek oldu.
Evlat isteyenlerin hepsine sesleniyorum. Tedavinizi yarıda bırakmayın. Doktorunuza güvenin emin ellerdesiniz ve birde çok dua edin

EN YENİ ÖYKÜ

Eylül 2002 tarihinde evlendim. Evlendiğim tarihten itibaren birkaç yıl boyunca çocuk sahibi olma fikri beni hep korkuttu. Eşim ise o zamanlar çocuk istemiyordu zaten.
İlk rahatsızlığım 2004 yılında 3 ay adetten kesilmemle başladı. Bu konularda o kadar bilgisizmişiz ki bunu şimdi anlıyorum, bir de üzerine böyle bir rahatsızlıktan dolayı doktora gitmekten çekinmem de eklenince 3 ay boyunca doktora gitmedim. En sonunda bu sorun hayatımızı olumsuz etkilediği için mecburen bir jinekoloğa muayene olmak üzere bir hastaneye gittim.
Yaptığı muayene sonucunda doktor bana yumurtalıklarımın 3 ay hiç yumurta üretmemiş olduğunu, şu an ise gelişmekte olan bir yumurta gördüğünü söyledi. Kan tetkikinde FSH, LH, Prolaktin ve E2 değerleri normal çıkmıştı. Doktor bana adet görmemi sağlayacak bir ilaç verdi ve eve döndüm. Birkaç ay adetlerim normal düzeninde devam etti. 2005 yılında düzensizlik tekrar başlayınca yine aynı hastaneye gittim ve bu sefer farklı bir doktora muayene oldum. Doktor muayenede yumurta tespit etmemişti. FSH, LH, Prolaktin değerleri ise olması gerekenden yüksekti. Doktor bana menopoz hormonlarımın yükselmiş olduğunu söyledi (aynen bu ifadeyi kullandı). O sırada bu söyleneni mantığım almamıştı. Bu yaşta nasıl olur? Menopoz dediğin en erken ellili yaşlarda yaşanan bir şeydir… Ve işin kötüsü bu durumda ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu. Doktor ise aynen bir önceki doktor gibi bana yumurtalık rezervimin az olduğunu ve çocuk sahibi olabilmem için acilen tedavi görüp sağlıklı bir yumurta üretmeyi başardığımda tercihen tüp bebek yöntemini denemem gerektiğini söylememişti.
Eşimle birlikte bir uzmana görünmeye karar verdik. Yine muayene, yine kan tetkikleri ve doktor menopoza girmek üzere olduğumu söyledi. FSH, LH, Prolaktin değerleri ise öncekilerden daha yüksek çıkmıştı. Tahlil sonuçlarını aldığında doktor bana telefon açmış ve durum çok kötü demişti. Bunu duyduğumda sanki göğsüme bir bıçak saplanmış gibi hissettim; gözlerimden yaşlar boşaldı. Doktor bana prolaktin düşürücü bir ilaç ile bir şeker ilacı verdi. Prolaktin düşürücü ilaç fena halde midemi bulandırıyordu. Öyle ki yataktan kalkamaz oldum. Doktorun olumsuz yaklaşımı ise moralimi daha fazla bozuyordu. İkinci muayenede bana bir yumurtalığımın hiç yumurta üretmediği, diğerinin ise çok az çalıştığı, rahmimin arkaya dönük olduğu gibi bir sürü olumsuz şey söyledi. Gerek bu olumsuz yaklaşım, gerekse prolaktin düşürücü ilacın sebep olduğu mide bulantısı sebebiyle psikolojim oldukça bozulmuştu. Kısa bir süre sonra bu ilacı kullanmamaya ve o doktora bir daha gitmemeye karar verdim.
Bir taraftan internetten rahatsızlığım hakkında bilgi topluyor, bir taraftan da yakın arkadaşlarım vasıtasıyla daha iyi bir uzman bulmaya çalışıyordum. Yaptığım araştırmalar sonucunda rahatsızlığımın adını doktorlardan önce ben koymuştum: POF (Erken gelişen yumurtalık yetmezliği). Dünyada benim gibi birçok kadın vardı. Ve tuhaftır ki o ana kadar gittiğim üç doktor da rahatsızlığımın POF olduğunu ve bu rahatsızlığın bazen kendiliğinden ortadan kalkabildiğini, tüp bebek yöntemi ile de çocuk sahibi olmanın mümkün olabildiğini söylemedi.
Eşim, iyi bir doktor olduğunu düşündüğü başka bir jinekoloğa götürdü beni. O da ilk muayene ve kan tetkikinden sonra bana Gonal F adlı bir ilaç enjekte etti. Fakat bu ilaçtan sonra FSH seviyem daha da yükselmiş, yumurta da gelişmemişti. Kendisi bize artık yapılabilecek bir şey olmadığını ve durumu kabullenmemizi, istersek donasyon ile çocuk yapabileceğimizi söyledi. Ona gitmekten de vazgeçtik.
Bir süre sonra, bir arkadaşım bana kendi doktorunun numarasını verdi. Aradım, durumu anlatırken doktor sözümü kesip “sizin FSH seviyeniz 10’u geçtiyse artık kaç olduğu önemli değil. Doğal yolla çocuk sahibi olmanız imkansız. Tüp bebek bile %1 ihtimal. Siz ancak taşıyıcı anne olabilirsiniz. Doktorunuz ise size o ilacı vermekle hata etmiş. Niyeti iyi olabilir ama durumunuzun daha da kötüleşmesine sebep olmuş. O tür ilaçlar sizin gibi hastalarda hiç işe yaramaz” dedi. Sesi o kadar kaba ve inciticiydi ki sanki benim gibi kadınlardan nefret ediyor gibiydi.
Bir insana çocuk sahibi olamayacağını söylemek, birkaç ay ömrü kaldığını söylemekle aynı etkiyi yapıyor. O sırada hissettiğim tam da buydu işte. Sanki ölümcül bir hastalığa yakalanmışım ve tedavisi yokmuş gibi…
Psikolojik açıdan tamamen çökmüştüm. Eşim bile “artık boşu boşuna uğraşma” diyordu. Bense yapabileceğim en son şeyi yapana kadar asla vazgeçmemeyi düşünüyordum.
Eşimle başka bir hastaneye, bir profesöre gittik. Yalnız kendisi o kadar meşgul bir insandı ki çoğunlukla yurt dışına gidiyor, burada olduğu sınırlı zamanlarda da kapısında her gün en az 50 kişi sıra bekliyordu. Bana çocuk sahibi olabileceğimi ilk o söyledi ama yoğunluğu nedeniyle ona gitmekten de vazgeçtik.
Bir ara katıldığım bir seminerde Anti Aging uzmanı bir doçentle tanıştım. Kendisi, büyüme hormonu da dahil bazı Anti Aging yöntemleri kullanarak sorunuma çare bulabileceğini söyledi. Başarılarından söz etti. Ama karşılığında istediği para makul bir miktar olmayıp ödeme gücümüzü aştığından, ona gitmekten de vazgeçtik.
Bu kadar doktor değiştirdikten sonra, jinekoloğa değil de bir endokrinoloğa gitmemizin daha doğru olacağı şeklinde bir fikir oluştu kafamızda. Ve Türkiye’de bir numara olduğu söylenen bir profesöre gittik. Yine aynı şeyler: Kan tetkiki, adetin üçüncü günü muayene… O profesöre de toplam üç ya da dört kez gitmişimdir herhalde. Yumurta yok ve doktor o kadar olumsuz konuşuyor ki her gittiğimde ağlıyorum. Bize donasyon önerdi. Biz biraz daha denemek istediğimizi söyledik ama en sonunda doktor “artık bana gelme, sana bakmayacağım, senin için yapılabilecek bir şey yok” dedi.
Bir arkadaşımın tavsiyesiyle başka bir doktora gitmeye başladım. Bu doktor da her muayenede “yumurta görmeyi ummuyoruz ama yine de bir bakalım”, “olmaz ama madem istiyorsunuz bir bakalım” gibi olumsuz yaklaşmakla birlikte öncekilere göre daha sabırlı bir şekilde beni takip etti. Uzun uğraşlar sonunda bir adet yumurta geliştirmeyi başardık ama o da döllenmedi. Sanırım iki ay sonra iki adet daha yumurta geliştirdik. Bunlardan biri döllendi ve transfer edildi fakat hamilelik gerçekleşmedi. Sonuç yine başarısızlıktı. Bu yumurta verme olayından sonra “bir daha böyle bir şey yaşamayacağım” dedim içimden. Ne kadar zahmetli ve ne kadar yıpratıcı bir şey olduğunu ancak yaşayanlar bilir.
Doktorlardan ümidi kesince, alternatif yöntemler denemeye karar verdim. Denize düşen yılana sarılır misali, biyoenerji uzmanı olduğunu söyleyen birine gitmeye başladım. Bu kişinin tedavi yöntemi, akupunktur, masaj, sırtına bardak kapatmak ve yumurta kabuğu tozundan ısırgan tohumuna, lahana ve pancar suyuna kadar tadı iğrenç bir sürü şey yiyip içmek vs. idi. İşe yaramadı tabii.
İşte bütün bunlardan sonra yine bir arkadaşımın tavsiyesi ile Ocak 2008’de Bahçeci Kliniği ile tanıştım. Özellikle Esra Hanım ve Murat Bey ile tanışmam hayatımın dönüm noktası oldu. Esra Hanım beni Murat Bey’e yönlendirdi. Murat Bey’in uyguladığı tedavi sayesinde FSH’ım 88’den 10’a düştü. Murat Bey’e gitmeye Şubat 2008’de başlamıştım. Nisan 2008’de Esra Hanım hamile olduğumu tespit etti. Kendiliğimden hamile kalmıştım. Fakat kalp atışı yoktu ve Nisan sonunda hamilelik sonlandırıldı. 2008 Mayıs sonunda ise yine kendiliğimden hamile kaldım. Şu an Beste adında dünya tatlısı bir kızım var. Bu Bahçeci Kliniği’nin özellikle de Murat Bey’in bir başarısı. O beni ilk gördüğünden itibaren hep olumlu yaklaştı. Başaracağından emindi ve başardı. Kendisine ömür boyu duacı olacağım.

Bizim için imkansız olan pek çok şey olabilir. Ama Allah için hiçbir şey imkansız değildir. Bunu herkesin her zaman hatırlaması gerek. Bir işte niyet çok önemlidir. Ne niyetle işe başlarsan, iş o yönde gelişir ve o yönde sonuçlanır. Bir insanı boş ümitlere kaptırmamak başka bir şeydir, ümitsizliğe sürüklemek başka şey… İşte öncekiler bunları bilmiyorlardı. Ama Bahçeci çok iyi biliyor. Bütün ekibe minnettarım.

YENİ BAŞARI ÖYKÜMÜZ

Birçok insanın yaşadığı bu zorlu yola biz de 2006 yılı başında girmiştik. Yumurta takipleri, renkli film, laproskopi derken yılın yarısını bulmuştuk. İzmir’de 9 Eylül Üniversitesi’ne gidiyordum ve tespit edilen net bir infertilite sorunumuz olmadığı için aşılamalarla başladık tedaviye. Açıkçası tedaviye başlar başlamaz hemen olacakmış gibi hissediyordum. Yılın sonuna geldigimizdeyse 3 kez aşılama denemiştik ve netice olumsuzdu. Yine de ciddi bir infertilite sorunumuz olduğunu düşünmüyordum, tüp bebekte mutlaka olur diye düşünüyordum…

2007 yılbaşı itibariyle ilk tüp bebek denememizi gerçekleştirdik. Bu bir yil içerisinde FSH 13.7’lere çıkmıştı ve aşılamalarda daha düşük dozda ilaç kullanmama rağmen daha çok yumurta oluşuyorken, tüp bebek denememizde sadece 2 yumurta gelişmişti. Onlar toplandı, döllendi ve transferi gercekleştirildi. Yumurta sayısının az olduğu ancak kalitesinin çok iyi olduğu soylenmişti. Böyle olunca gebeliğin oluşacağına olan umudumuz daha da arttı. Nitekim sonuç da olumluydu, çok mutlu olmuştuk.. Ancak testen 1 gün sonra kanamam oldu ve gebelik sona erdi. Hiçbirşey için erken sevinmememiz gerektigini anlamıştık.

Doktorumuz, FSH yükseldiği için bünyemin kısa protokole daha çok tepki vereceğini düşünerek, yüksek dozda ilaçla kısa protokol denedik.. Daha yolun başında, tek yumurta büyümeye başladı. Hem tek yumurtayla olasılığın düşük olması hem de tüp bebek tedavisinin maliyetini düşünerek, tedaviyi 4. günde bırakıp aşılama yapmaya karar verdik. Çok üzülmüştüm, tüp bebek yapmaya yetecek kadar bile yumurta oluşmuyordu. İlacın dozunu epey de arttırmıştık üstelik.. Doktorumuza bundan sonra ne yapacağiz, ilacın dozunu daha ne kadar arttırabiliriz diye sorduğumda, verdiği cevabı harfiyen hatırlıyorum. “Nuran Hanım, ilaçlara çok güvenmeyin, onlar sizde olan birseyi ortaya çıkarıyor” dedi. “Tencerenin altını istediginiz kadar açın, içinde birsey varsa pişer, değilse tencereyi yakarsanız” demişti. Bu noktada kalakalıyorsunuz, bünyeniz size şansınızı deneme fırsatını bile vermiyor gibi hissediyorsunuz.

Kitaben doğru olan kısa protokole benim bünyem cevap vermemişti. İlacın dozunu arttırarak yeniden uzun protokol denemeye karar verdik. Bu sefer 4 yumurta görünüyordu, çok sevinmiştik. Ancak yumurtaların birisi gelişmedi, toplandığında birinin kist diğerinin dejenere yumurta olduğu anlaşıldı ve yine tek yumurtayla kalmiştik. Doktorumuz hepimiz tek yumurtadan olduk diye moral vermeye çalışıyordu ama ben hiç umutlanamıyordum. Bu denememiz de olumsuz sonuçlandı.

Bu aşamada yumurta sayısını arttırmak için neler yapabilirizi araştırmaya başladık. Bir arkadaşım Bahçeci Kliniği’nin sitesinde benim durumumla birebir örtüşen biririn hikayesini okumuş, benim de okumamı hattta bir an önce gidip görüşmemi soyledi. Hikayeyi okuduğumda vejeteryan bir diyetten bahsediyordu.. Bilimsel olarak kanıtlanmış birşey değildi ama kaybedecek hiçbirşeyimiz olmadığı için denemeye karar verdik. Uzun zamadir bir arkadaşim beni Alman Hastanesi’ndeki doktoruna gitmem için yönlendiriyordu, çok ciddiye almıyordum. Sonuçta bu operasyon heryerde aynı şekilde yapılıyor diye düşünüyordum ve 9 Eylül’deki doktoruma da çok güveniyordum.

Yine de şu diyet herneyse deyip, arkadaşımdan bana randevu almasını rica ettim. Hemen aynı haftasonu İstanbul’a gelip Halit Bey’le görüştüm. Hikayemi anlatınca, madem yumurtalar bu kadar kaliteli, rahimde bir sorun olabilir diyerek 1 gün sonrasına histeroskopi operasyonu organize edildi. Hemen FSH testi için kan alındı ve endometriozis başlangıcı oldugu için öğleden sonra beslenme uzmanı Murat Bey’i görmem için bana randevu ayarladı. Pazartesi günü operasyona girmeden once Halit Bey’e FSH testinin sonucunu sorduğumda, kendisi söylemek istemedi. Ben 18-20 olmustur diye tahmin ediyordum, ısrar edince 38,7 dedi ve ben kriz seklinde ağlamaya başladim. 40’ın üstü menapoz olarak değrlendiriliyor çünkü.. Beni uyutup ameliyata aldılar, uyandığımda kaldiğim yerden ağlamaya devam ediyordum. Halit Bey’i daha 2 gun once tanımıştım ama bana sarılıp “merak etme halledicez, yeter ki sen güçlü ol, peşini bırakma” şeklindeki tesellisini hayatım boyunca unutamam.

Murat Bey’le görüşmemizde bana bir dolu test yaptırmam için bir liste verdi. Sonuçlarına göre diyet ve ilaç/vitamin takviyesi önerecekti. Testlerin sonuçlarını almam 15-20 günü buldu. Kendimi sağlıklı bir insan olarak görüyordum ama testin sonuçları hiç de öyle demiyordu ; kolesterol yüksekti, şekere yatkınlık vardi, antikor üretimim yüksekti ki, bu belki de şimdiye kadar yaptığımız denemelerin olumsuz sonuçlanmasının en önemli nedeniydi. Antikorlar vücudun savaşçıları, mikroplara karşı vücudu koruyor, dışardan transfer edilen embriyoyu da yabancı madde olarak addedip onu da yoketmeye çalışıyor. Bu hormonun yüksek olması iyi birşey değil yani.
Hikayesini okuduğum arkadaşin diyetini bana da uygulamaya karar verdik. Şöyle ki ; hayvansal hiçbir gıda almıyorsun, peynir, yoğurt az miktarda ve yağsiz yeniyor. Balik bile nadiren. Unlu mamuller, şekerli gıdalar, çay, kahve yok. Alkol/sigara zaten yok.. Sadece sebze, meyve ve bakliyat ile besleniyorsun. Birde bitki çayları, çeşit çeşit.. Sabah/aksam 25 dk’lık yürüyüşleri de mutlaka yapıyorsun ki bu insanın yaşam kalitesini hiç düşünmediğiniz şekilde arttırıyor. Özellikle sabah yürüyüşleri.. Bir ton da vitamin takviyesi. Böyle anlatınca kolay gibi görünüyor ama açıkçası başlangıçta alışmak çok zor olmustu.

İlk denememizi 2008 yılsonuna doğru gerçekleştirdik. Yılsonu ve bayram öncesi olması sebebiyle işlerim inanılmaz yoğundu ve yumurta takipleri için sabah 5’te kalkıp, 7’deki ucağa binip, muayene olduktan sonra 12-1 ucağına binip, geri işe gidiyordum. Bunu 10 gün boyunca günaşırı yaptım. İki yumurtamız olgunlaşmıştı, döllendiler ve transferi gerçekleşti. Ancak transfer sonrası bana “ne yaparsan yap stresten uzak dur” demelerine rağmen yılbaşı öncesi işler çok sevimsizdi. Hem çok yoğundu hem de çok stresliydi. Zamanlama konusunda bunu düşünemedigim için kendime çok kızdım. Nitekim bu denememiz de olumsuzlukla sonuçlandı. Tabii ki çok çok üzüldük, çünkü daha neyi deneyebileceğimizi bilmiyorduk. Her tedaviden sonra deneyecek bir şeyimiz vardı ve ona umut bağlıyorduk, bu sefer hiçbirşey kalmamıştı. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Testin sonucunu aldıktan sonra eve gidip kendimi yatağa attım, bir taraftan ağlıyorum, bir taraftan beynim daha ne yapabiliriz diye çalişmaya devam ediyordu. Sonunda işe ara vermeye karar verdim. İşin gerginliği ile birlikte bu tedavilerden başarılı çıkmak mümkün görünmüyordu. Çalıştığım yerden ücretsiz izin almayı düşündüm, istifa etmeyi bile göze almıştım. Yöneticilerimin desteği sayesinde ücretsiz izne çıkıp, tekrar denemeye karar verdik. Açıkçası bundan da bir netice alamazsak konuyu ufak ufak kapatalım diyorduk. Bugünden o günlere bakınca ne kadar yanlış düşündüğümüzü daha iyi anlıyorum.

Tekrar denemek üzere son sürat diyete devam ediyorum, sürekli normalin dışında olan testlerimi tekrarlıyorum, sabah akşam yürüyüşlerime devam ediyorum. Bu süre zarfında her ay antral folikül takibi amacıyla İzmir’de bir doktora da görünüyorum. Kendisine hikayemi anlattığımda yumurta bağışı almamı, çocuk sahibi olma olasılığımın çok düşük olduğunu, boşu boşuna para harcadığımı söylemişti. Ben bu konuda yumurta bagışı alacağıma dünyaya gelmiş bir çocuğu evlatlık edinmeyi daha doğru buluyordum ve kendimi bu fikre alıştırmaya çalışıyordum.
Derken, yeniden bir protokole başladik. 3 yumurta görünüyordu, 2 tanesinin gelişimi daha yavaşti, protokolün ortasında kullandığım ilacı değiştirdik. Yine de yumurta toplama neticesinde sözkonusu o iki yumurta döllenecek kadar gelişmemişti. Yine tek yumurtayla kalmıştık. Ne yalan söyleyim hiç umudum kalmamıştı.. Yumurtamız döllendi, transferi yapıldı ve beklemeye başladık.. Boyle tek cümleyle anlatılan süreç o kadar yıpratıcı ki.. Tek yumurtanız var, döllenecek mi döllenmeyecek mi, gelişimi sağlıklı bir şekilde devam edecek mi, sorunsuz transferi gerçekleşecek mi.. Her aşamada kaygıyla bekliyorsunuz.. Transferden sonra artık kimsenin yapabileceği birşey yok, herşey Allah’a kalmış ve kan testi yaptırmak için gün sayıyorsunuz.
Kan testini yaptırmaya tek başıma gittim.. Artık laboratuvarda calışanlar beni yakinen tanıyorlardı ve kanı hemen değerlendirmeye almışlardı. Zaman geçmek bilmiyordu ama bir taraftan da, olumsuz olacaksa ne kadar geç öğrensem o kadar iyi diyordum.. Umutsuzca eve dönerken telefonla aradılar..Testin sonucu pozitifti..İnanamadim.. Direksiyonda ağlama krizine girdim, hemen eşimi aradım, o da çok sevindi ama ilk deneyimimizden kalan bir korkumuz vardı.. Kalp atışını duyana kadar heveslenmeyelim dedik.. Kalp atışını duyduğumuz gün çok mutlu olduk ancak muayeneden eve geldiğimde kapıda kanamam başladı. O kadar üzüldüm ki.. Hemen hem İzmir’deki doktorumu hem de Halit Bey’i aradım. Bana soylenen ilaçları kullandım, kanamam ertesi gün geçti..

10. haftaya kadar riskli dönem olduğunu biliyordum, iğnelerim o zamana kadar devam ediyordu. 10. haftayı doldurduğumuz gün tam rahatladık diyecekken yine kanamam geldi.. 12. haftanın sonunda tekrar.. Ultrason muayenelerinde kesenin rahme tamamen oturmadığı, bu sebeple kesenin yerleşmediği yerlerin kanamaya devam ettiği söylendi. Bu aynı zamanda bir düşük riskiydi ve kesenin tamamen oturması 5. ayın sonunu bulmuştu.

Hamileliğimin bundan sonraki dönemi çok rahat geçti ve sağlıkla bir bebeğimiz oldu.. Onu kucağima aldığımda yaşadığım herşeyi unutmuştum ve o anı yaşamak için ne aşamalardan geçtigimizi düşündüm. Her saniye bir bebeğin doğdugu düşünülürse, son derece normal ve olağan bir olay, bizim için başlı başına bir serüvene dönüşmüştü. Saatlerce yüzünü seyrettim, gözümün önünden ayırmak istemiyordum.

Ama şu da bir gerçek, ne tedavi aşamasında, ne gebeligim esnasında ne de doğumda şimdilerde hissettiğim şeyleri hissetmedim. Güngeçtikçe daha cok bağlanıyor insan.. Bu kimseye duyduğunuz sevgiye benzemiyor. Aşk gelip geçebiliyor, anne baba sevgisi bir yere kadar, bu çok özel, bambaşka birşey ve onun benim oğlum olduğu gerçeği hiç değişmeyecek birşey.

Bu, ne yazık ki meşakkatli bir süreç… Tedavi aşaması zor, gebe kaldın hamilelik aşaması zor ama hepsinin sonunda elde edilen şey o kadar güzel ki..

Bahçeci ekibiyle tanışana kadar tedavimin aşamalarını kendim titizlikle takip ediyordum, onlarla tanıştıktan sonra aynı titizlikle başkalarının da benim sürecimi takip ettiğini anladım.. Tedavinin her aşamasında başka birisiyle muhatap oluyorsunuz ama aralarında muhteşem bir bilgi koordinasyonu var. Halit Bey bilgisiyle kesinlikle fark yaratan bir doktor.. Bir diyetisyen insanin hamileliğinde ne kadar etkili olabilir, Murat Bey çocugu kucagıma alana kadar ve hatta sonrasında bile inanılmaz destek oldu. Her konuda soyledikleri çok kıymetli..
Her türlü sorunumda rahatlıkla arayabiliyorum. Her not bıraktığımda istisnasız bana geri dönüyor.. Bu iş disiplini insanı gerçekten çok etkiliyor. Zannedersiniz ki tek hastası sizsiniz ya da sırf size özel böyle davranıyor, hayır tüm hastaları ile aynı yakınlıkla ilgileniyor. Ben bu süreçte bu ekiple tanıştığıma ve birlikte calıştığıma çok memnun oldum. Benim bebeğim de bu ailenin bir parçasıymış gibi hissediyorum.

Son söz olarak, bu yola çıkanlara pes etmemeleri gerektiğini soylemek istiyorum. İşin sonucunda eli boş cıkmak da var ama bu ekiple sanki bu olasılık daha düşük..
Tekrar tekrar tesekkürler..

Eski İletiler »